DOLAR48,29
EURO55,89
GR. ALTIN6.881
BIST14.042
BITCOIN3.759.146
TÜRKİYE

Prof. Dr. Zakir Avşar: "Etkileşim ve paylaşım budalaları"

Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, “Etkileşim ve paylaşım budalaları” başlıklı yazısında sosyal medyanın insan davranışları, benlik algısı ve mahremiyet üzerindeki etkilerini ele aldı.

03 Eylül 2026 270 okunma 4 dk okuma
Prof. Dr. Zakir Avşar: "Etkileşim ve paylaşım budalaları"

ANKARA - BHA 

Akademisyen ve Haber7 yazarı Prof. Dr. Zakir Avşar, “Etkileşim ve paylaşım budalaları” başlıklı yazısında şu ifadelere yer verdi:

"Etkileşim ve paylaşım budalaları Rahmetli Yavuz Bülent Bakiler ağabeyim anlatmıştı, bir gün rahmetli Osman Yüksel Serdengeçti çok büyük bir safiyetle rahmetli Necip Fazıl'a sorar: -Üstad, vallahi bir türlü anlayamıyorum. Büyük şairsiniz, büyük nâşirsiniz, büyük fikir adamısınız, büyük mücahitsiniz, büyük dehasınız, bütün büyüklükleri şahsınızda toplamışsınız.

-Anlayamadığın nedir Osman çabuk söyle! Bir itirazın mı var? -Estağfurullah Üstad, ne itirazım olabilir? Anlayamadığım şu: Bu kadar büyülük içinde, soyadınız neden büyük kürek veya uzun kürek değil de Kısakürek?

Necip Fazıl öfkeyle, -Osmaan! Espri budalası! Bilmiyor musun ki, soyadım bana ecdadımdan mirastır. Kısakürek'i ben seçmedim. Ben, Kısakürek soyadını almak büyüklüğünü gösterdim, anlıyor musun?

Osman ağabey’in zekâsının semeresi her duruma uygun espri yapma alışkanlığına dahi üstadın “espri budalası” nitelemesinden mülhem kullanmak ne kadar yerinde olur bilmiyorum ama sosyal medyada her anını paylaşmak için yaşayanlara en hafifinden “etkileşim ve paylaşım budalası” demek geldi içimden…

Maalesef sosyal medya insanın kendisini başkalarına gösterme biçimini köklü biçimde değiştirdi. Geçmişte bireyin sosyal çevresiyle kurduğu ilişkiler büyük ölçüde fiziksel ve zamansal sınırlar içerisinde gerçekleşirken dijital platformlar kişisel hayatı sürekli görünür kılan yeni bir toplumsal alan meydana getirdi.

Bugün bazı insanlar için sosyal medya yaşananların kaydedildiği veya başkalarıyla paylaşıldığı bir iletişim aracının ötesine geçerek hayatın merkezî organizasyonlarından biri haline gelmiş durumda. Ne yaptıkları, nereye gittikleri, kimlerle görüştükleri, ne satın aldıkları, ne yedikleri, ne hissettikleri ve ne düşündükleri ve hatta ne haltlar ettikleri düzenli biçimde kamusal dolaşıma sokuluyor.

Bu olguyu basitçe “teşhircilik” veya “ilgi çekme isteği” olarak açıklamak, meselenin psikolojik ve sosyolojik derinliğini görmemize engel oluyor…

“Benlik” kavramı kişinin kendisi hakkında geliştirdiği algılar, değerlendirmeler ve anlamlandırmalar bütünüyle ilişkilidir. İnsan kim olduğunu bütünüyle kendi iç dünyasından hareketle belirlemez, başkalarının kendisine yönelik tepkilerini de benlik değerlendirmesinde kullanır.

Sosyal medya bu mekanizmayı olağanüstü ölçekte genişletti. Bir paylaşımın aldığı beğeniler, yorumlar, görüntülenmeler ve takipçi sayısı, bireye sürekli bir sosyal geri bildirim sağlıyor ve böylece kişinin kendisi hakkındaki değerlendirmesi, ölçülebilir dijital göstergelere dönüşüyor.

Elbette sürekli paylaşma davranışını kişinin karakteriyle açıklamak yetersiz çünkü platformların tasarımının insan psikolojisi üzerindeki etkisini de hesaba katmak gerekir.

Meselenin ikinci boyutu sosyal karşılaştırmadır. Günümüz insanı kendisini değerlendirebilmek için başkalarıyla kıyaslama eğilimindedir. Sosyal medya bu karşılaştırmayı sürekli, küresel ve yoğun hale getirmiştir. Fakat burada önemli bir algısal asimetri vardır: İnsan kendi hayatının tamamını bilirken başkalarının hayatının seçilmiş görüntülerini görüyor. Buna rağmen karşılaştırmalar yapılıyor. Başkasının tatili, kariyeri, ilişkisi, fiziksel görünümü veya ekonomik başarısı kişinin kendi gerçekliğiyle karşı karşıya getiriliyor.

Bu durum özellikle idealize edilmiş hayat görüntülerinin yoğun olduğu platformlarda yetersizlik ve memnuniyetsizlik duygularını besliyıor. Başkasının hayatının istisnai anını kendi sıradanlığıyla kıyaslıyor.

Halbuki dijital profil kişinin hayatının yansıması değildir. Seçilmiş, düzenlenmiş ve estetikleştirilmiş bir benlik anlatısıdır. Hangi fotoğrafın kullanılacağı, hangi cümlenin yazılacağı, hangi anın gösterileceği ve hangisinin gizli tutulacağı bilinçli veya bilinçsiz bir editoryal süreçten geçmektedir.

Sosyolojik açıdan ise daha geniş bir dönüşüm yaşanmaktadır. Özel hayat giderek kamusal bir performans alanına dönüşmektedir. Eskiden mahremiyet kişinin hayatının başkalarından sakladığı alan olarak düşünülürdü. Bugün mahremiyetin sınırı daha karmaşık hale gelmiştir. İnsanlar özel hayatlarını kendi iradeleriyle kamusal alana taşımaktadır. Burada temel sorun paylaşımın varlığı değil paylaşımın norm haline gelmesidir.

Çünkü bir davranış toplumsal norm haline geldiğinde o davranışa katılmayan kişi de kendisini açıklamak zorunda kalabilir. Herkes tatilini gösteriyorsa tatilini göstermemek bir eksiklik gibi algılanabilir. Herkes sosyal çevresini sergiliyorsa yalnız kalmak başarısızlık izlenimi doğurabilir. Herkes başarılarını yayınlıyorsa başarısızlık görünmez hale gelir. Böylece sosyal medya insanların ne yaptığını göstermekle kalmamakta ve insanların ne yapması gerektiğine ilişkin örtük normlar da üretmektedir.

En kritik mesele ise görünürlük ile değer arasındaki ilişkinin bozulmasıdır. Görünürlük bir iletişim ölçütüdür. Değer ise ahlaki, entelektüel, psikolojik veya toplumsal bir niteliktir. Bir kişinin çok görünür olması onun daha değerli olduğu anlamına gelmez. Fakat dijital dünyanın ölçüm sistemi bu iki kavramı birbirine yaklaştırmaktadır. Takipçi sayısı, erişim ve etkileşim gibi göstergeler kişinin sosyal başarısının göstergeleriymiş gibi algılanabilmektedir.

Sonuçta ortaya yeni bir insan tipi çıkmaktadır: Kendi hayatını yaşayan ve sonra anlatan insan değil de anlatılabilir bir hayat üretmeye çalışan insan…

Bu ayrım önemlidir. Çünkü hayatın her anını içerik olarak görmek insanın deneyimle kurduğu ilişkiyi değiştirebilir. İnsan artık sadece yaşamaz; yaşadığı şeyin izleyicide nasıl bir etki bırakacağını da hesaplar. Böylece kişinin kendi hayatındaki “seyirci” giderek güçlenir.

Belki de sosyal medya çağının en önemli psikolojik sorularından biri budur: İnsan kimse bakmadığında da kendisini değerli hissedebiliyor mu?

Bir başarının kimse tarafından görülmediğinde anlamını koruyabilmesi kişinin benlik değerinin dış onaya bütünüyle bağımlı olmadığını gösterir.

Bir anın fotoğraflanmadan da değerli bulunabilmesi deneyimin temsilinden daha önemli olduğunu hatırlatır.

Bir ilişkinin başkalarının beğenisine ihtiyaç duymadan sürdürülebilmesi ilişkinin gerçek niteliğine işaret eder.

Modern insanın önündeki temel görevlerden biri burada ortaya çıkıyor: Görünür olmak ile var olmak arasındaki farkı koruyabilmek.

Çünkü insanın değeri kaç kişinin onu gördüğüyle değil kendisiyle, başkalarıyla ve hayatla kurduğu ilişkinin niteliğiyle ilgilidir. Dijital çağda gerçek bir özgürlük alanı oluşturabilmenin yollarından biri de insanın başkalarının bakışından bağımsız olarak yaşayabildiği bir iç alanı korumasıdır."

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

TÜRKİYE kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi